Dordt Sinodu (1618-1619)

Hollanda’da tartışılan 5 ana doktrin konusunda Dordt Sinodu’nda alınan kararlar genel olarak Dordt Kan yılları arasında Dordrecht kentinde toplanan Dordt Sinodu’nun kabul ettiği doktrinlerin açıklamalarından oluşmaktadır. Her ne kadar bu konsey, Hollanda’daki Reform kiliselerini temsil eden bir sinod olsa da, yalnızca Hollanda’lı katılımcılardan değil ayrıca 8 farklı ülkeden yirmi altı katılımcının da bulunduğu uluslararası bir karaktere sahipti.

Dordt Sinodu, Arminyanizm’in ortaya çıkışıyla alevlenen ciddi tartışmalar konusunda bir karara varma amacıyla toplandı. Leiden Üniversitesi’nde teoloji profesörlüğü yapan Jacob Arminius, Calvin ve izleyicilerinin öğretilerini bazı noktalarda sorgulamıştı. Arminyus’un ölümünden sonra izleyicileri, 1610 yılında Remonstrans’lar olarak beş noktada görüşlerini sundular. Bu dökümanda veya diğer yazılarında Arminyusçular, Tanrı’nın önceden görüşüne göre seçimini, evrensel kefareti, kısmi bozulmuşluğu, karşı konulabilen lütfu ve lütuf konumundan düşebilmeyi öğrettiler. Yapılan oturumlarda Dordt Sinodu, bu görüşleri reddetti ve bu konuda Reform doktrinini belirledi. Bu doktrinlerin başlıkları: Şartsız seçilmişlik, kısıtlı kefaret, tamamen bozulmuşluk, karşı konulamaz lütuf ve kutsalların sona kadar dayanması idi.

Arminyusçuluk konusundaki tartışmalar hakkındaki doktrinsel noktalarda Kanon, karar verecek organ görevi görmesi sebebiyle özel bir karaktere sahipti.

Orjinal önsözde, konseyde açıklanan beş doktrinin açıklanış şekillerinin Tanrı Sözü’yle uyum içerisinde oldukları, reddedilen doktrinlerin ise Tanrı Sözü’ne aykırı olmaları nedeniyle yanlış bulunmalarından dolayı yargılandıkları söylenmektedir. Ayrıca Kanon, bu spesifik doktrinin bütün yönlerini anlatmak yerine sadece o dönemde tartışılan beş nokta üzerinde durmuştur.

Her bir ana nokta bir pozitif bir de negatif kısımdan oluşmaktadır. Pozitif kısım, konunun Reform doktrini açısından açıklanışını, negatif kısım ise buna karşılık gelen hatalı öğretinin çürütülmesini içermektedir. Reddedilen her bir hatalı görüş, kalın harflerle gösterilmiştir.

Dordt Kanonu Hollanda’da Tartışılan Beş Ana Doktrin Konusunda Dordt Sinodu’nun Kararı

Doktrin’in İlk Ana Noktası Kurtuluşa ve Mahvoluşa Seçilmişlik
Sinod’un Tanrı Sözü’yle Uyum İçerisinde Olduğunu İlan Ettiği ve Şu Ana Kadar Reform Kiliselerin’de Kabul Edilen Tanısal Önceden Belirleme Hakkındaki Görüş Maddelerle Sunulmaktadır

Madde 1: Tanrı’nın Herkesi Yargılama Hakkı

Bütün insanlık Adem’de günah işlediğine ve bu yüzden sonsuz ölüm ve lanet altına girdiğine göre, eğer Tanrı bütün insanlığı bu lanetin ve günahın egemenliğinde bırakmış olsaydı ve bu günahlarından dolayı onları yargılasaydı, hiçkimseye adaletsiz davranmış olmayacaktı. Elçinin de söylediği gibi : “Bütün dünya Tanrı’ya hesap verecektir (Rom 3:19) ve “Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı (Rom 3:23) ve “günahın ücreti ölümdür” (Rom 6:23)

Madde 2: Tanrı’nın Sevgisinin Açıklanışı

Fakat Tanrı sevgisini şu şekilde göstermiştir: Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu dünyaya gönderdi öyle ki O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun (Yuh 3:16).

Madde 3: Müjde’nin Vaaz Edilişi

İnsanların bu müjdeye iman edebilmeleri için Tanrı, merhametkar bir şekilde bu sevinç getiren mesajı dilediği zamanda dilediği kişilere müjdeciler göndermek suretiyle duyurmaktadır. Bu hizmet aracılığıyla insanlar, tövbeye ve çarmıha gerilmiş olan Mesih’e imana çağrılmaktadırlar. Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi: “İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!” (Rom 10:14-15)

Madde 4: Müjdeye Verilen Karşılık

Tanrı’nın öfkesi bu müjdeye inanmayanların üzerinde kalmaktadır. Fakat bu müjdeyi kabul edip Kurtarıcı İsa’ya gerçek ve yaşayan bir imanla sarılanlar, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın öfkesinden ve yıkımından kurtulmakta ve sonsuz yaşam armağanını almaktadırlar.

Madde 5: İmanın ve İmansızlığın Kaynakları

Bu imansızlığın sebebi veya suçu, diğer günahlarda da olduğu gibi kesinlikle Tanrı’da değil, insanda aranmalıdır. Bununla birlikte, Mesih İsa’daki iman ve O’nun aracılığıyla gelen kurtuluş, Tanrı’nın karşılıksız armağanıdır. Kutsal Yazı’nın da söylediği gibi : “İman yoluyla lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağınıdır ve “….size Mesih’e iman etme ayrıcalığı verildi (Filp 1:29)

Madde 6: Tanrı’nın Sonsuz Kararı

Bazılarının bu iman armağanını almaları, bazılarının ise alamamaları gerçeği Tanrı’nın sonsuz hükmünden kaynaklanmaktadır. Bu hükme uygun olarak Tanrı, her ne kadar sert olursa olsunlar seçtiklerinin yüreklerini yumuşatıp, onları inanmaya meyilli kılmakta fakat seçmediklerini ise adil yargısıyla yüreklerinin sertliğine ve kötülüğüne bırakmaktadır. Bu kavranamaz fakat adil olduğu kadar merhametli olan isteğinde Tanrı bize sonsuzluk boyunca yargılanacak olan insanların kim olduklarını nasıl ayırdığını göstermektedir. Bu kurtuluşa seçilmişlik ve mahvoluşa seçilmişlik kararı, Tanrı’nın kendi Sözü’nde açıklamış olduğu bir gerçektir. Tanrı’nın bu kararı, kötüleri, kararsız ve yasasız kişileri kendi yıkımlarına hazırlarken, kutsal ve tanrısal kişilere kelimelerin anlatamayacağı bir rahatlık sağlamaktadır.

Madde 7: Seçilmişlik

Seçilmişlik (veya seçilme) Tanrı’nın aşağıdakileri gerçekleştirerek yerine getirdiği değişmez amacıdır :

Tanrı, değişmez lütfuyla, dünyanın kuruluşundan önce, kendi suçuyla orijinal masumiyet konumundan günaha ve yıkıma düşen bütün insan ırkından belirli sayıda kişiyi, iradesinin özgür ve iyi isteğine göre Mesih’te kurtuluşa seçmiştir. Bu seçilmişler diğerlerinden ne daha iyidirler ne de bu kurtuluşu daha fazla haketmişlerdir fakat diğerleriyle aynı doğayı ve ortak sefaleti paylaşmaktadırlar. Tanrı bunu, sonsuzlukta insanlar için aracısı, bütün seçilmişlerinin başı ve kurtuluşlarının temeli olması için atadığı Mesih’te gerçekleştirmiştir. Ve böylece Tanrı, seçilmişlerini Mesih’te kurtarmaya ve onları Sözü ve Ruh’u aracılığıyla Mesih’le paydaşlığa etkin bir şekilde çağırmaya karar vermiştir. Başka bir deyişle, onlara Mesih’teki gerçek imanı bağışlamaya, onları aklamaya, kutsallaştırmaya ve son olarak da, onları Oğlu’yla paydaşlıkta güçlü bir şekilde koruduktan sonra yüceltmeye karar vermiştir.

Tanrı bütün bunları, merhametini açıklamak ve görkemli lütfunun zenginliğinin övülmesi için yapmıştır.

Kutsal Yazı’nın da söylediği gibi: O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar
olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. (Ef.1:4-6)
Başka bir yerde de : Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve
akladıklarını yüceltti.(Rom.8: 30)

Madde 8: Tek Seçilmişlik Hükmü

Bu seçilmişlik çeşitli şekillerden oluşmamaktadır fakat tam tersine hem Eski Antlaşma zamanında hem de Yeni Antlaşma zamanında kurtulan herkes için tek ve aynıdır. Kutsal Yazı bunu, Tanrı’nın, aracılığıyla bizi sonsuzluktan hem lütfa hem de yüceliğe, kurtuluşa ve daha önce bizlerin yürümesi için hazırladığı kurtuluşa götüren yola seçtiği, tek bir iyi isteğinin, amacının ve planının olduğu şeklinde açıklar.

Madde 9: Önceden Bilme’ye Dayanmayan Seçilmişlik

Bu seçilmişlik, sanki seçilen kişi için gerekli olan bir önşart veya durummuş gibi, önceden görülen imana, itaatkarlığa, kutsallığa veya kişideki herhangi iyi bir özelliğe değil, bu kişinin iman etmesi, itaat etmesi ve kutsallığa sahip olması için yerine gelir. Buna göre seçilmişlik, kurtuşulun getirdiği her bir faydanın asıl kaynağıdır. İman, kutsallık, diğer kurtaran armağanlar ve son olarak sonsuz yaşamın kendisi seçilmişliğin meyveleri ve etkileri olarak Tanrı’nın seçilmişlik hükmünden kaynaklanır. Elçinin de söylediği gibi : O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için (olduğumuz için değil)dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti (Ef.1: 4).

Madde 10: Tanrı’nın İyi İsteğine Dayalı Seçilmişlik

Bu hakedilmemiş seçilmişliğin asıl nedeni Tanrı’nın iyi olan isteğinden başka birşey değildir. Bu, Tanrı’nın kişilerde kurtuluşun bir koşulu olarak görülebilecek belirli insansal özellikleri veya davranışları seçmesiyle değil, bunun yerine belirli kişileri kendisine ait olmak üzere birçok günahkarın arasından seçmesidir. Kutsal Yazı’nın da dediği gibi : Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebeka’ya, “Büyüğü küçüğüne kulluk edecek” dedi. Öyle ki,Tanrı’nın seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi, “Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim.” (Rom.9: 11-13). Ayrıca, Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti. (Elç.13: 48)

Madde 11: Değişmeyen Seçilmişlik

Tıpkı Tanrı’nın kendisi en bilge, degişmez, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten olduğu gibi, Tanrı tarafından alınan bu seçilmişlik kararı da ne askıya alınabilir ne de değiştirilebilinir. Bu seçilmişler hiçbir zaman reddedilmezler ve de sayıları azaltılamaz.

Madde 12 Seçilmişliğin Güvencesi

Kurtuluşla sonuçlanan bu sonsuz ve değişmez seçilmişliğin güvencesi, seçilmiş olanlara değişik şekillerde ve ölçülerde olsa bile uygun zamanda verilir. Böylesine bir güvence, Tanrı hakkındaki gizli ve derin şeyleri merakla soruşturma aracılığıyla değil, kişinin bunu ruhsal bir sevinç ve kutsal bir zevkle, Tanrı’nın Sözü’nde belirtilmiş olan seçilmişliğin değişmez meyvelerini(Mesih’teki gerçek iman, bir çocuğun sahip olduğu Tanrı korkusu, günahlar için duyulan tanrısal bir üzüntü, doğruluğa acıkıp susamak vb.) içsel varlığında farketmesiyle gelmektedir.

Madde 13: Bu Güvencenin Meyveleri

Bu güvenceyle birlikte Tanrı’nın çocukları, her gün kendilerini Tanrı’nın karşısında alçaltmak, O’nun merhametinin kavranılamaz derinliğine hayran olmak ve bu sevgiye karşılık olarak derin bir sevgi gösterebilmek için çok büyük bir nedene sahip olmaktadırlar. Seçilmişlik hakkındaki bu öğretinin kendisi ve bu öğretinin üzerinde derin derin düşünülmesinin Tanrı’nın çocuklarını O’nun buyruklarını yerine getirme konusunda tembelleştirdiğini veya dünyasal bir kendine güven verdiğini söylemek çok yanlıştır. Bu bahsedilen durum, Tanrı’nın adil yargısıyla da birlikte, seçilmişlik lütfunu hafife alanların veya bunun hakkında pişkin ve aylakça konuşmalarına rağmen seçilmişlerin yolunda yürümekte isteksiz olanların başlarına gelmektedir.

Madde 14 : Seçilmişliği Doğru Bir Şekilde Öğretmek

Tanrı’nın bilge planına göre, bu tanrısal seçilmişlik öğretisi nasıl peygamberler, Mesih’in kendisi ve elçiler tarafından duyurulduysa ve bunun sonucunda Eski ve Yeni Antlaşma zamanlarında Kutsal Yazılar’da bulunduysa, aynı şekilde bugün de bu öğreti, Tanrı’nın kilisesinde, ihtiyatlı, tanrısal ve kutsal bir şekilde, En Yüce Olan’ın gizli iradesini sorgulamadan öğretilmelidir. Bunun amacı, Tanrı’nın kutsal adının görkemi ve halkının iyiliği olmalıdır.

Madde 15 Mahvoluşa Seçilme

Ek olarak, Kutsal Yazılar, seçilmişliğimizin bu hakedilmemiş ve sonsuz olan doğasından bahsetmekle kalmamakta ayrıca herkesin bu kurtuluşa seçilmediğini, bazılarının Tanrı’nın sonsuz seçilmişlik hükmüne göre, O’nun tarafından es geçildiklerini açıklamaktadır. Tanrı bunu, bu kişileri, tamamen özgür, en adil, yaklaşılamaz ve anlaşılamaz iyi isteği uyarınca, kendi kendilerini sürükledikleri ortak sefilliğin içinde bırakarak, kurtaran imanı ve lütfu vermeyerek gerçekleştirmektedir. Tanrı bu kişileri yargılayarak ve sonsuza kadar hapsederek, sadece imansızlık ettikleri için değil fakat bütün günahlarını da göz önünde bulundurarak, adaletini göstermektedir. İşte bu, kesinlikle Tanrı’yı günahın yazarı yapmayan fakat O’nu günahın en korkunç, yaklaşılamaz, adil yargıcı ve cezalandırıcısı olarak sunan, mahvoluşa seçilme hükmüdür.

Madde 16: Mahvoluşa Seçilme Öğretisine Verilen Cevaplar

Henüz kendilerinde yaşayan bir imanı, yürekteki güvencenin rahatlığını, vicdan huzurunu, itaat etme arzusunu ve Tanrı’yı Mesih aracılığıyla yüceltmeyi yaşamamış fakat yine de Tanrı’nın bu şeyleri elde etmemiz için sağladığı lütuf araçlarını kullananlar ne bu öğretiden korkmalı ne de kendilerini bu kişilerden birisi olarak saymalıdırlar. Tam tersine, lütuf araçlarını kullanma konusunda gayretli olmalı, daha bereketli bir lütfun altında olmayı arzulamalı ve bunu saygı ve alçakgönüllülükle beklemelidirler. Diğer yandan, ciddi bir şekilde Tanrı’ya dönmeyi arzulayan, sadece O’nu hoşnut etmek, ölümlü bu bedenden kurtulmak isteyip te henüz kutsallık ve iman yolunda böylesine bir ilerleme kaydedemiş olanlar, mahvoluşa seçilme öğretisi konusunda daha az korku dolu olmalıdırlar. Çünkü merhametli Tanrı’mız ezilmiş kamışı kırmayacağına ve tüten fitili söndürmeyeceğine söz vermiştir. Buna rağmen, Tanrı’yı ve Kurtarıcıları İsa Mesih’i unutan ve kendilerini tamamen bu dünyanın işlerine ve benliğin zevklerine verenler, gerçekten ve ciddi bir şekilde Tanrı’ya geri dönmedikleri sürece bu öğretiden korkmak için her türlü nedene sahiptirler.

Madde 17: İmanlıların Bebeklerinin Kurtuluşları

Tanrı’nın Sözü’nden Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu ayırt etmeye çağrıldığımızdan ötürü, Tanrı Sözü’nden bu konuda şunu anlayabilmekteyiz: İmanlı ailelerin bebekleri, kendi doğalarından ötürü değil, fakat aileleriyle birlikte içinde bulundukları lütufkar antlaşmanın sayesinde kutsal sayılmaktadırlar. Tanrısal anne ve babalar, Tanrı’nın bebekken yanına çağırdıkları bu çocuklarının seçilmişliklerinden ve kurtuluşlarından şüphe etmemelidirler.

Madde 18: Kurtuluşa Seçilme ve Mahvoluşa Seçilme Öğretilerine Karşı Gösterilecek Uygun Tavır

Bu hakedilmemiş seçilmişliğin lütfu ve adil olarak mahvoluşa seçilmenin sertliği konusunda şikayet edip yakınanlara, Elçi’nin ve Kurtarıcımızın sözleriyle cevap veriyoruz: Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun? “Kendisine biçim verilen, biçim verene, ‘Beni niçin böyle yaptın’ der mi?” (Rom.9: 20) ve Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa cömertliğimi kıskanıyor musun?’ (Mat.20: 15). Bununla birlikte bizler, bu gizemli öğreti konusunda saygı dolu bir tapınmayla, Elçi’nin şu sözlerine katılıyoruz : Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!
Rab’bin düşüncesini kim bilebildi?
Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi?” “Kim Tanrı’ya bir şey verdi ki,
Karşılığını O’ndan isteyebilsin?” Her şeyin kaynağı O’dur; her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için var oldu. O’na sonsuza dek yücelik olsun! Amin. (Rom.11: 33-36)

Hollanda Kiliselerini Uzun Bir Süredir Rahatsız Eden Hatalı Doktrinlerin Reddi

Kurtuluşa ve mahvoluşa seçilme konusunda ortodoks öğretiyi ortaya koymakla birlikte Sinod, aşağıdaki doktrinleri ve öğretmenlerini reddetmektedir.

I Tanrı’nın, iman edecek ve itaatkar kalıp sona kadar dayanacak olanları kurtarma isteği, seçilmişliğin tek ve bütün amacıdır ve bu amaçtan başka hiçbirşey Tanrı Sözü’nde açıklanmamıştır.

Bu kişiler bunu öğreterek basit kişileri kandırmakta ve Kutsal Yazılar’ın tanıklığıyla açıkça çelişmektedirler. Tanrı sadece iman edecekleri kurtarmak istemekle kalmamakta ayrıca sonsuzluktan önce diğerlerine vermediği imanı bazı kişilere vermekte ve sona kadar dayanmalarını sağlamaktadır. Kutsal Yazı’nın da dediği gibi : “Dünyadan bana verdiğin insanlara senin adını açıkladım. Onlar senindiler, bana verdin ve senin sözüne uydular (Yu.17: 6 ). Aynı şekilde başka bir yerde : Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti. (Elç.13: 48) ve O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti.( Ef.1: 4 )

II
Tanrı’nın sonsuz yaşam için seçimi çeşitlidir: ilki genel ve belirsiz, ikincisi ise özel ve kesindir. Bu ikincisi sonuç olarak eksik,geri alınabilir ya da mutlak olmayabileceği gibi tam, geri çevrilemez veya mutlak olabilir. Aynı şekilde imana seçilmek ile kurtuluşa seçilmek farklıdırlar. Öyle ki, kurtuluşa mutlak seçilmişlikten ayrı olarak aklayan imana olan seçilmişlik te vardır.

Bu öğreti, seçilmişlik konusundaki gerçeği çarpıtan, Kutsal Yazılar’dan ayrı olarak üretilmiş insan aklının bir ürünüdür. Ayrıca bu öğreti, Kutsal Yazılar’da bize öğretilen kurtuluşun altın zincirini kırmaktadır : Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti. ( Rom.8: 30 )

III Kutsal Yazı’nın seçilmişlik konusunda bahsettiği Tanrı’nın iyi isteği ve amacı, dünyadan bazı kişileri seçmesini kapsamamaktadır. Fakat bunun yerine, bütün muhtemel durumlardan (yasanın işleri de dahil olmak üzere) iman etme eylemini kurtluş için gerekli bir koşul olmak üzere seçmesini kapsamaktadır. Bu, Tanrı’nın bu hareketi mükemmel bir itaat olarak sayıp, sonsuz yaşama layık olarak görme isteğini de içermektedir.

Bu zararlı ve hatalı öğretiyle, Tanrı’nın iyi amacından ve Mesih’in doğruluğundan asıl etkileri mahrum bırakılmakta ve insanlar yararsız araştırmalarla hakedilmeyen aklanma öğretisinden ve Kutsal Yazılar’ın sadeliğinden ve basitliğinden uzaklaştırılmaktadırlar. Ayrıca Elçi’nin şu sözlerini de yalanlamaktadır : Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce
Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. (2.Ti.1:9)

IV Bir kişinin iman etmek üzere seçilebilmesi için doğanın ışığını doğru kullanması, doğru bir yaşam sürmesi, mütevazi ve alçakgönüllü olması gerekmektedir.

Bu bize tamamen Pelagius’u hatırlatmakta ve Elçi’nin şu sözlerini de sorgulamaktadır : Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık. Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü
ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla kurtuldunuz.Tanrı bizi Mesih İsa’da, Mesih’le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu.
Bunu, Mesih İsa’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini
gelecek çağlarda sergilemek için yaptı. İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın
armağanıdır.Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. (Ef 2:3-9)

V Belirli kişilerin kurtuluşa olan eksik veya mutlak olmayan seçilmişlikleri, bu kişilerin imanlarının, tövbelerinin, kutsallıklarının ve tanrısallıklarının Tanrı tarafından önceden görülmesi koşuluyla gerçekleşmektedir fakat tam ve mutlak seçilmişlik, sadece sona kadar dayandıkları Tanrı tarafından önceden görülen kişiler için gerçekleşmektedir. İşte bu, bir kişinin diğerine göre seçilmeyi neden daha fazla hakettiğini göstermektedir. Bu yüzden bu iman, itaat, kutsallık, tanrısallık ve sona kadar dayanabilme değişmez seçilmişliğin meyveleri değil, mutlak seçilmişliğe layık olabilmek için gerekli olan vazgeçilmez koşullardır.

Bu görüş, kulaklarımıza ve yüreklerimize defalarca şu sözleri haykıran Kutsal Yazılar’a tamamen karşı gelmektedir : Öyle ki, Tanrı’nın seçim
yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. (Rom 9:12), Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti. (Elç.13: 48), O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. (Ef.1: 4 ), Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz size versin. (Yu.15: 16), Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Yoksa lütuf artık lütuf olmaktan çıkar! (Rom.11: 6 ), Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. (1.Yu.4: 10 ).

VI Her seçilmişlik değişmez değildir. Seçilmiş olan kişilerin bazıları, Tanrı’nın bunu engelleyebilecek bir kararı olmadan, sonsuza kadar mahvolabilirler ve hatta sonsuza kadar mahvolmaktadırlar.

Bu iğrenç hatalı öğreti, Tanrı’ya değişebilir demekte, tanrısal kişilerin seçilmişliklerinin kesinliğinin verdiği rahatı yok etmekte, ve aşağıdaki ayetleri veren Kutsal Yazılar’la çelişmektedir : Seçilmişler yoldan sapamazlar (Matta 24:24), Mesih, kendisine Baba tarafından verilenleri asla kaybetmez (Yuh 6:39) ve Tanrı, önceden belirlediklerini çağırdı, çağırdıklarını akladı, akladıklarını yücelltti (Rom 8:30)

VII Bu yaşamda, bir kişinin sonsuza kadar kurtulacağını garantileyen herhangi bir seçilmişlik kararı hakkında, değişebilen ve olası bir şey olması dışında hiçbir meyve veya güvence yoktur.

Kesin olmayan bir güvenceden bahsetmek sadece saçma değil ayrıca çağlar boyunca yaşamış bütün imanlıların seçilmişlikleri konusunda elçilerle birlikte olan sevinçlerine ve bu yüzden Tanrı’yı yüceltme isteklerine karşı gelmektedir. Mesih bizlere adlarımızın yaşam kitabında yazılı olduğu için sevinmemizi söylemektedir (Luka 10:20) ve Elçi Pavlus, seçilmişliğimizin farkında olmamız konusunda Şeytan’ın ateşli oklarına karşı durarak şu soruyu sormuştur: Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır.
Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın
sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. (Rom.8: 33)

VIII Tanrı’nın herhangi bir kişiyi Adem’in düşüşünde, günah konumunda ve bunun getirdiği mahkumiyette bıraktığını veya iman ve itaat için gerekli olan lütfu vermemesinin, sadece ve yalnızca Tanrı’nın adil olan isteğine bağlı olduğunu söylemek doğru değildir.

Ancak şu sözler sapasağlam durmaktadırlar : Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır. (Rom.9: 18), İsa şöyle yanıtladı: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. (Mat.13: 11), İsa bundan sonra şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, senin isteğin buydu. ( Mat 11: 25-26)

IX Tanrı’nın müjdeyi paylaşması için bir kişiyi, bir kişiye değil de diğerine göndermiş olmasının nedeni, bu kişinin diğer kişiden daha iyi ve layık olmasıdır.

Fakat Musa İsrail halkına şu şekilde seslenmiştir : Gökler de, göklerin gökleri de, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RAB’bindir. Öyleyken RAB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti. (Yas Tek 10: 14-15). Ayrıca Mesih, “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul* kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı. (Matta 11:21)demiştir.

Doktrin’in İkinci Ana Noktası

Mesih’in Ölümü ve Bunun Aracılığıyla İnsanlığın Kurtuluşu

Madde 1: Tanrı’nın Adaletinin Gerektirdiği Ceza

Tanrı yalnızca en merhametli değil, aynı zamanda en adil olandır. Tanrı’nın adaleti (kendisini Sözü’nde açıkladığı şekliyle), O’nun sonsuz görkemine karşı işlediğimiz günahların hem geçici hem de sonsuza kadar, bedenen olduğu gibi ruhça da yargılanmalarını gerektirir. Tanrı’nın adaleti tatmin edilmedikçe bu cezalardan kaçamayız.

Madde 2: Mesih Tarafından Sunulan Tatmin

Buna rağmen, bizler kendi adımıza bu tatmini sağlayamayacağımıza veya Tanrı’nın öfkesinden kendimizi kurtaramayacağımıza göre Tanrı, sınırsız merhametinden ötürü bize bir garanti olarak, bizim yerimize çarmıhta günah olan ve bizim için gerekli olan yeterli tatmini sağlayabilecek biricik Oğlu’nu vermiştir.

Madde 3: Mesih’in Ölümünün Sonsuz Değeri

Tanrı’nın Oğlu’nun bu ölümü günahlar için sunulabilecek tek kefarettir ve Tanrı’nın adaletini tatmin etmekte tamamen yeterlidir. Sonsuz bir değere sahiptir ; bütün dünyanın günahından daha fazlası için bile kefaret sağlamaya yeterlidir.

Madde 4: Bu Sonsuz Değerin Nedenleri

Bu ölüm böylesine bir değere sahiptir çünkü bu ölümü yaşayan kişi sadece gerçek ve kutsal bir insan değil, ayrıca Baba ve Kutsal Ruh’la aynı sonsuz doğayı paylaşan Tanrı’nın biricik Oğlu’dur. Diğer bir neden ise bu ölüme, günahlarımızın tamamen hakettiği Tanrı’nın öfkesi ve lanetinin eşlik etmesidir.

Madde 5: Müjdeyi Herkese Duyurma Zorunluluğu

Bundan da fazlası, müjdenin vaadi, çarmıha gerilmiş olan bu Mesih’e iman eden hiç kimsenin mahvolmaması ama tam tersine sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Tövbeye ve iman etmeye çağıran buyrukla birlikte duyurulan bu vaat, hiçbir farklılık ve ayrım gözetmeden Tanrı’nın iyi iradesi uyarınca bütün uluslara ve insanlara duyurulmalıdır.

Madde 6: İmansızlık İnsanın Sorumluluğudur

Yine de, müjde aracılığıyla çağrılmalarına rağmen tövbe edip iman etmeyenlerin mahvoluşu, Mesih’in çarmıhta sunduğu kefaretin eksikliğinden veya yetersizliğinden değil, bu kişilerin hatalarından dolayıdır.

Madde 7: Tanrı’nın Armağanı Olan İman

Fakat içten bir şekilde iman edenler ve Mesih’in ölümü aracılığıyla günahlarından ve üzerlerine gelecek yıkımdan kurtulanlar bu armağanı tamamen Tanrı’nın kimseye vermekle yükümlü olmadığı lütfundan almaktadırlar. Bu lütuf bu kişilere zamanın başlangıcından önce bağışlanmıştır.

Madde 8: Mesih’in Ölümünün Kurtaran Etkinliği

Mesih’in yaşam veren ve kurtaran ölümünün bütün seçilmişlerde etkin olmasıyla, onlara kurtaran imanı vermesi ve bu yolla onları kesinlikle kurtarması, Baba Tanrı’nın tamamen özgür ve merhametkar olarak aldığı karar ve kendisini hoşnut eden iyi isteğiydi. Başka bir deyişle, Mesih’in aracılığıyla yeni antlaşmayı onayladığı çarmıhtaki kanıyla etkin bir şekilde her ulustan ve her dilden insan dünyanın kuruluşundan önce Baba tarafından Mesih’e verilmiş ve seçilmiştir. Sadece seçilmiş olan herkesi kurtarmak Tanrı’nın isteğiydi. Böylece Mesih bu kişilere iman vermekte, kanıyla iman etmeden önceki ve sonraki bütün günahlarını temizlemekte, sona kadar dayanmaları için korumakta ve son olarak onları üzerinde leke veya buruşukluk olmadan görkemli bir halk olarak kendisine sunmaktadır.

Madde 9: Tanrı’nın Planının Yerine Gelmesi

Tanrı’nın seçilmişleri için olan sonsuz sevgisinden kaynaklanan bu plan, dünyanın başlangıcından bugüne kadar güçlü bir şekilde yerine gelmiş ve gelecekte de yerine gelecektir. Cehennemin kapıları boş yere bu plana karşı başarılı olmaya çalışmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, seçilmişler her birisinin zamanı geldiğinde bir araya toplanmakta ve her zaman Mesih’in kanında temellenmiş bir kilise var olmaktadır. Bu kilise, çarmıhta gelini için canını vermiş bu damada, burada ve sonsuzluklar boyunca devamlı tapınmakta ve sevgi göstermektedir.

Hatalı Doktrinlerin Reddi

Ortodoks öğretiyi belirterek, Sinod aşağıda sunulan öğretileri reddetmektedir.

I Baba Tanrı, Oğlunu çarmıh üzerinde ölüme gönderirken özellikle bildiği bazı kişileri kurtarmak için yüreğinde kesin ve belirli bir plan yoktu, öyle ki Mesih’in ölümünün kazandığı değer, gereklilik ve yarar; eğer bu sağlanan kurtuluş aslında hiçbir bireye uygulanmamış olsa da eksiksiz, tam ve mükemmel olarak kalabilsin.

Bu iddia Baba Tanrı’nın bilgeliğine, İsa Mesih’in doğruluğuna ve Kutsal Yazılar’a bir hakaretttir. Çünkü Kurtarıcı şöyle demiştir : Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım. Baba beni tanıdığı, ben de Baba’yı tanıdığım gibi, benimkiler de beni tanır. Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm (Yu.10: 14-15). Ve gelecek olan Kurtarıcı’yla ilgili peygamberlikte bulunmuş olan Yeşaya da şunları söylemiştir : Ne var ki, RAB onun ezilmesini uygun gördü, Acı çekmesini istedi. Canını suç sunusu* olarak sunarsa Soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak. RAB’bin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek (Yşa.53: 10). Son olarak bu öğreti, Kilise konusunda inandığımız iman açıklamasının ilgili maddesini de yok saymaktadır.

II Mesih’in ölümünün amacı, kendi kanıyla yeni bir lütuf antlaşmasını kurmak değil, ister işlerle ister lütufla olsun Baba uğruna, insanlıkla tekrar bir antlaşma içine girmekti.

Bu görüş Kutsal Yazılar’ın şu kısımlarıyla çelişki içerisindedir. Böylece İsa daha iyi bir antlaşmanın kefili olmuştur ( İbr.7: 22). Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü (İbr.9: 15 ). Çünkü vasiyet ancak ölümden sonra geçerli olur. Vasiyet eden yaşadıkça, vasiyetin hiçbir etkinliği yoktur (İbr.9: 17).

III Mesih, sağladığı kefaretle kesinlikle hiçkimse için kurtuluşu ya da bu kurtuluşun aracılığıyla sağlanacağı imanı kazanmamıştır. Fakat Baba için insanlıkla yeni bir ilişkide bulunabilmesi için gereken otoriteyi ve genel iradeyi sağlamıştır. Ve bu ilişkideki yeni koşullar ve koşulların tatmini, insanın özgür seçimine bağlıdır; sonuç olarak herkesin veya hiçkimsenin bu koşulları yerine getirip kurtulmaları veya yerine getirmekte başarısız olup kurtulmamaları muhtemeldir.

Bunu öğreten kişiler Mesih’in ölümü hakkında çok sığ bir görüşe sahiptirler, bu ölümün getirdiği en yüce meyveleri ve yararları görmezlikten gelmekte ve Pelagius’un sapkın öğretisini cehennemden geri çağırmaktadırlar.

IV
Baba Tanrı’nın, Mesih’in ölümü aracılığıyla insanlarla yaptığı yeni lütuf antlaşması, Mesih’in doğruluğunu kabul ettiği ölçüde Tanrı’nın önünde aklanışımızın ve kurtuluşumuzun temeli değildir. Tam tersine Tanrı, yasanın gerektirdiği mükemmel itaati saymayarak, imanın kendisini yasaya karşı mükemmel bir itaat eylemi saymakta ve buna sonsuz yaşamı hakeden bir şey olarak bakmaktadır.

Fakat bu öğreti Kutsal Yazı’yla çelişir :İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız
olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen
kurban olarak sundu. ( Rom.3: 24-25 ). Bu öğretiyi öğretenler, tanrısız Socinus ile birlikte, bütün kilisenin fikir birliği içinde olduğu öğretiye karşı olarak, insanın Tanrı karşısında aklanması konusunda yeni ve yabancı bir öğreti getirmiş olmaktadırlar.

V Bütün insanlık, Tanrı’yla barıştırılma konumuna ve lütuf antlaşmasına dahil edilmiştir öyle ki hiçkimse ne orjinal günahtan dolayı yargılanmakla yükümlüdür ne de bu sebeple yargılanırlar fakat herkes bu günahın suçundan özgürdür.

Bu görüş, doğamız itibariyle gazap çocukları olduğumuzu söyleyen Kutsal Yazı’yla çelişmektedir.

VI
Tanrı, Mesih’in ölümüyle sağlanan yararları bütün insanlığa vermeyi arzulamıştır. Fakat bazılarının bu yararlardan uzak kalıp, diğerlerinin ise günahlarının bağışına ve sonsuz yaşama kavuşmalarının nedeni tamamen bu kişilerin özgür seçimlerine dayanmaktadır. Bu kurtulan kişiler sunulan bu lütfu kendilerine uygulamakta başarılı olmakta, diğerleri ise bunda başarısız olmaktadırlar.

Bu farkı daha da kabul edilebilir bir mana da sunmalarına rağmen bu öğretiyi öğretenler, Pelagiyusçuluğun zehirini insanlara aşılamaktadırlar.

VII
Tanrı’nın sevdiği ve sonsuz yaşam için seçtiği insanlar uğruna Mesih ne ölmek zorundaydı ne de bu amaç için ölmüştü, çünkü bu insanların Mesih’in ölümüne ihtiyaçları yoktu.

Bunu öğretenler Elçi’nin şu sözleriyle çelişmektedirler : Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende
yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda
eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum. (Gal.2: 20)
Ve, Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın
sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.(Rom.8: 33-34)
Ayrıca Kurtarıcımızın sözleri de bu öğretiye karşı durmaktadır : Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm (Yuh 10:15) ve Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin. Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur. ( Yu.15: 12-13 )

Doktrin’in Üçüncü ve Dördüncü Ana Noktaları

İnsanın Bozulmuşluğu, Tanrı’ya İman ve Bunun Meydana Gelişi

Madde 1: Düşüşün İnsan Doğası Üzerindeki Etkisi

İnsan, Tanrı’nın benzerliğinde, düşüncesinde Yaratıcısı hakkında doğru ve yararlı olan bilgiyle, iradesinde ve yüreğinde doğrulukla ve tüm duygularında saflıkla donatılmış olarak kutsal olmak üzere yaratılmıştı. Bununla birlikte, Şeytan’ın kışkırtmasıyla ve kendi özgür iradesiyle Tanrı’ya başkaldırarak kendisini bu muhteşem armağanlardan yoksun bırakmıştır. Bunların yerine kendi üzerine körlük, korkunç bir karanlık, yararsızlık, yanlış kararlar verme, sapkınlık, isyan, yürek ve irade sertliği ve son olarak da bütün duygularına kirlilik getirmiştir.

Madde 2: Bozulmuşluğun Yayılması

İnsanlık, düşüşten sonra kendisi gibi çocuklar dünyaya getirmiştir. Bu da, bozulmuş bir doğaya sahip olarak bozulmuş bir doğaya sahip çocuklar dünyaya getirdikleri anlamına gelmektedir. Tanrı’nın yargısıyla bu bozulmuşluk, Adem’den, Mesih hariç onun bütün soyuna, daha önceki zamanlarda Pelagiyusçuların söylediği gibi örnek alma yoluyla değil, bu sapkın doğanın bir sonraki nesle aktarımıyla yayılmıştır.

Madde 3: Tamamen Yetersizlik

Bu yüzden, bütün insanlar günah içinde anne karnına düşmekte ve gazap çocukları olarak doğmakta, kendilerini kurtarmaktan aciz, kötülüğe eğilimli, günahlarında ölü, günaha köle ve Kutsal Ruh’un yenileyen lütfu olmaksızın Tanrı’ya dönme konusunda ne isteklidirler ne de bunu yapabilecek güce sahiptirler. Lütuf olmaksızın bozulmuş bu doğalarını değiştiremez, hatta böylesine bir değişime bile kendilerini hazırlayamazlar.

Madde 4: Doğanın Işığının Yetersizliği

Düşüşten sonra insanın içinde, hala Tanrı’yı, doğal şeyleri, ahlaksal ve ahlak dışı şeyler arasındaki farkı ayırt edebilecek bazı fikirlere sahip olabileceği doğanın ışığı bulunmaktadır. Bu ışık, insanlığın bir şekilde erdemli olma isteğine sahip olmasını ve dışsal olarak iyi birisi olmasını sağlamaktadır. Fakat doğanın bu ışığı, insanı kurtaran Tanrı bilgisine ve imana getirme konusunda yeterlilikten tamamen uzaktır. Aslında, insan bu ışığı bile doğru kullanamamaktadır. Bunun yerine, bu ışığı tamamen çarpıtmakta ve günahlı bir şekilde bu bilgiyi bastırmaktadır. Bu şekilde davranmakla insan, kendisini Tanrı’nın önünde özürsüz bırakmaktadır.

Madde 5: Yasa’nın Yetersizliği

Bu anlamda, doğanın ışığı konusunda doğru olan , Tanrı tarafından Musa aracılığıyla Yahudiler’e verilen On Emir için de doğrudur. İnsan kurtaran lütfa, yasa aracılığıyla sahip olamaz çünkü yasa her ne kadar insana günahının büyüklüğünü gösterse ve bu konuda onu ikna etse de, insana herhangi bir kurtuluş sunamamakta ve bu sefilliğinden kurtulmasında ona yardımcı olamamaktadır. Yasa, benliği tarafından zayıf düşürülen suçluyu, lanet altında bırakmaktadır.

Madde 6: Müjdenin Kurtaran Gücü

Bu yüzden, ne yasanın ne de doğanın ışığının yapamadığını Tanrı, Kutsal Ruh sayesinde, Sözü aracılığıyla veya bize emanet ettiği barıştırma göreviyle yapabilmektedir. Bu, hem Eski hem de Yeni Antlaşma’daki imanlıların kurtuluşu konusunda Tanrı’yı hoşnut eden Mesih’le ilgili müjdenin ta kendisidir.

Madde 7: Müjdenin Açıklanışında Tanrı’nın Özgürlüğü

Eski Antlaşma’da Tanrı bu gizli iradesini yalnızca küçük bir topluluğa açıklarken, Yeni Antlaşma’da geniş bir kesime açıklamaktadır. Bu farklılığın nedeni, bir ulusun diğerine göre daha iyi oluşu veya doğanın ışığının daha iyi kullanımı değil Tanrı’nın özgür olan isteği ve hakedilmeyen sevgisidir.Bu yüzden, hakettiklerinin ötesinde ve hakkettiklerinin tam tersine rağmen çok lütuf alanlar bu gerçeği alçakgönüllü ve şükran dolu bir yürekle kabul etmelidirler. Diğer yandan, bu lütfu almayanların maruz kalacakları Tanrı’nın adaletinin sertliği karşısında tıpkı elçiler gibi tanrısal bir hayranlığa sahip olmalıdırlar.

Madde 8: Müjdenin Ciddi Çağrısı

Yine de, müjde aracılığıyla çağrılanların hepsi, ciddi bir şekilde çağrılmaktadırlar. Ciddi ve içten bir şekilde Tanrı, Sözü’nde O’nu neyin hoşnut ettiğini şu şekilde açıklamıştır : Çağrılanların ona gelmesi ve kendisine gelen herkesin sonsuz yaşama sahip olmak üzere ruhlarına rahat vermeyi vaat etmesidir.

Madde 9: Müjdeyi Reddetme Konusunda İnsanın Sorumluluğu

Müjde aracılığıyla çağrılıp ta iman etmeyen kişiler yüzünden ne müjde, ne Mesih ne de onları merhametkar bir şekilde çağıran Tanrı suçlanmalıdır, fakat tam tersine bütün suç çağrılan bu kişilerdedir. Bazıları kendilerine olan güvenlerinden dolayı Tanrı Sözü’ne değer vermezken, bazıları değer verip yüreğine almamaktadır ve bu sebepten ötürü, geçici imanın neşesini yaşadıktan sonra yeniden sapmaktadırlar. Diğerleri Tanrı Sözü’nün tohumunu yutmalarına rağmen, bu yaşamın kaygılarının dikenleri ve dünyanın zevkleri yüzünden meyve verememektedirler. Kurtarıcımızın tohum benzetmesinde öğretmek istediği de budur (Matta 13)

Madde 10: Tanrı’nın İşi Olarak İman

Çağrılan diğerlerinin iman etmelerinin nedeni, tıpkı Pelagius’un gururlu sapkın öğretisinin iddia ettiği gibi,bu kişilerin, iman için eşit veya yeterli lütfa sahip olan diğerlerinden özgür iradelerini iyi yönde kullanarak kendilerini farklı kılmaları değildir. Hayır, bunun nedeni tamamen Tanrı’dır : nasıl Tanrı sonsuzlukta kendisine ait olanları Mesih’te seçtiyse,bu seçilmişlerin, kendilerini karanlıktan şaşılası ışığına çağıran kendisinin muhteşem işlerini övmeleri ve Elçi’nin dediği gibi kendileriyle değil ama Rab’le övünmeleri için zamanı geldiğinde de onları etkin bir şekilde çağırmakta, iman ve tövbe edebilmelerini sağlamakta, karanlığın hükümranlığından kurtarıp, Oğlu’nun egemenliğine aktarmaktadır.

Madde 11: İman Edişte Kutsal Ruh’un Görevi

Ek olarak, Tanrı seçilmişlerinde bu isteğini gerçekleştirirken veya içlerinde gerçek bir iman yaratırken sadece müjdenin onlara dışsal bir şekilde açıklanmasını sağlamamakta aynı zamanda Tanrı’nın Ruhu’nun açıkladığı şeyleri ayırt edebilmeleri ve daha doğru anlayabilmeleri için Kutsal Ruh aracılığıyla güçlü bir şekilde zihinlerini de aydınlatmaktadır.Ayrıca, aynı Ruh’un yenileyen etkin işleyişiyle insanın varlığının içine işlemekte, kapalı yürekleri açmakta, sert olanları yumuşatmakta ve sünnetsiz yüreği sünnet etmektedir. Ayrıca, insanın iradesine yeni özellikler aşılamakta, ölü olan iradeyi canlandırmakta, kötü olan iradeyi iyiye çevirmekte, isteksizi istekli yapmakta ve inatçıyı uysala çevirmektedir. Tanrı iradeyi harekete geçirmekte ve kuvvetlendirmektedir öyle ki tıpkı iyi bir ağaç gibi iyi işlerin meyvelerini üretebilsin.

Madde 12: Yeni Yaratık Olma, Doğaüstü bir İş

Bu yukarıda bahsedilen ise, yeni yaratık olma, ölümden dirilme ve Kutsal Yazı’larda bahsedildiği şekliyle bizim yardımımız olmadan Tanrı’nın içimizde çalışarak bizleri tekrardan canlı kılması eylemidir. Fakat bu kesinlikle sadece dışsal bir eğitim veya ikna yoluyla veya Tanrı çağırdıktan sonra insanın yeniden doğmasının veya iman etmesinin kendi gücü dahilinde olması şeklinde değildir. Tam tersi, bu işin yazarının kendisi tarafından esinlenmiş olan Kutsal Yazı’ların da öğrettiği gibi, yaratılıştan veya ölülerin dirilişinden daha da az güçlü olmayan, Tanrı’nın doğaüstü, kudretli, muhteşem ve kelimelerle anlatılamayacak yapıdaki işleyişidir. Sonuç olarak, Tanrı’nın yüreklerinde bu denli muhteşem bir şekilde çalıştıkları, şaşmaz ve etkin bir şekilde yeniden doğmakta ve iman etmektedirler. Ardından irade yenilenmekte, Tanrı tarafından sadece değiştirilmekle ve hareket geçirilmekle kalmamakta aynı zamanda iradenin kendisi de Tanrı tarafından bu şekilde işler hale getirilmektedir. Bu nedenle, aldığı bu lütuf sayesinde insanın kendisi isteyerek iman ve tövbe etmektedir.

Madde 13: Yeniden Yaratılışın Kavranılamaz Yönü

Bu yaşamda imanlılar bu işin nasıl gerçekleştiğini tam olarak anlayamazlar, fakat aynı zamanda iman etmelerini ve Kurtarıcılarını sevmelerini sağlayan bu lütfu yaşayarak ve bilerek büyük bir rahatlıkla bu gerçekte dinlenebilirler.

Madde 14: Tanrı’nın İmanı Verme Şekli

Bu yüzden iman, insana seçmesi için Tanrı tarafından sunulan bir hediye değil, aslen insana bağışlanan, verilen ve aşılanan bir hediyedir. Tanrı’nın bu hediyeyi verdikten sonra insanın kendi seçimiyle inanmasını beklediğini söylemek yanlıştır. Tam tersine Tanrı bu hediyeyi verdiğinde hem iman etmek için yeterli isteği ve iradeyi hem de bu eylemin gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Madde 15: Tanrı’nın Lütfu’na Verilen Cevaplar

Tanrı bu lütfu hiçkimseye borçlu değildir. Tanrı, geri verebilecek hiçbirşeyi olmayana nasıl borçlu olabilir ki? Kesinlikle! Tanrı kendisine günah ve yanlıştan başka verebilecek hiçbirşeyi olmayan insana ne borçlu olabilir ki? Bu yüzden bu lütfu alan kişi tamamen Tanrı’ya borçludur ve O’na bu yüzden sonsuza kadar şükreder, fakat bu lütfu almayan zaten bu ruhsal şeyler hakkında hiçbir kaygı çekmemektedir veya durumundan gayet memnundur ya da aslında sahip olmadığı bir şey hakkında övünerek aptalca bir güvene sahiptir. Ek olarak, Elçiler’in örneğini de izleyerek, imanlarını ikrar edenlerin yüreklerinin derinliklerini tam olarak bilemediğimiz için onlar hakkında devamlı en iyi şekilde konuşmalı ve düşünmeliyiz. Tanrı’nın henüz çağırmadıkları konusunda da asla kendimizi onlardan daha iyi bir şekilde görmemeli, sanki onlardan farklı olmamızın nedeni kendimizmiş gibi gururlanmamalıyız.

Madde 16: Yeniden Yaratılışın Etkisi

Düşüşle birlikte nasıl insan, insan olmaya devam etttiyse, bütün insan ırkı boyunca yayılan günah ta insanlığın doğasını yok etmedi fakat bu doğayı bozdu. Aynı şekilde tanrısal lütuf insanlarda çalışırken, onlara sanki taş veya tuğlalarmış gibi davranmamakta, iradeyi ve özelliklerini yok etmemekte, isteksiz bir iradeyi güç kullanarak zorlamamakta fakat ruhsal olarak canlandırmakta, iyileştirmekte, değiştirmekte hoş bir şekilde yönünü değiştirmektedir. Sonuç olarak, şimdi Ruh’un yarattığı bu hazır ve içten itaat etme isteği, daha önce benliğin isyan ettiği ve direndiği yerde galip gelmektedir. İşte bunda, vicdanımızın gerçek ve ruhsal olarak iyileşmesini ve özgürlüğünü buluruz. Bu nedenle, her iyi şeyin muhteşem Yaratıcısı eğer bizimle ilgileniyor olmasaydı, insan kendi özgür seçimiyle, ayakta dururken kendisini yıkıma hapsettiği düşüşünün ardından tekrardan kalkabilmek için hiçbir umuda sahip olamazdı

Madde 17: Yeniden Yaratılış İşinde Tanrı’nın Lütuf Araçlarını Kullanışı

Nasıl Tanrı’nın her şeye gücü yeten sağlayışı doğal yaşantımızı sürdürmemizi sağlamasına rağmen bizlerden doğal araçları kullanmamızı bekliyorsa, aynı şekilde Tanrı, sonsuz bilgeliği ve iyiliği uyarınca yukarıda daha önce bahsedilmiş olan lütuf araçlarının, yeniden yaratılışın tohumu ve besini olarak kullanılmalarını istemiştir. Bu nedenle, elçiler ve onlardan sonra gelen öğretmenler, tanrısal bir şekilde Tanrı’nın bu lütfundan bahsetmiş, Ona hakettiği yüceliği vermiş ve gururluların alçaltılmalarını sağlamış fakat hiçbir zaman insanlara müjdenin kutsal uyarılarını hatırlatmaktan veya Söz, sakramentler ve disiplin aracılığıyla onları bina etmekten vazgeçmemişlerdir. Tanrı’nın lütfu, uyarılarla birlikte insanlara bahşedilmektedir. Bizler ne kadar görevlerimizi yerine getirmeye hazırsak, Tanrı’nın içimizde çalışmasından elde edeceğimiz fayda da o kadar parlak olacak ve O’nun işi daha da iyi bir şekilde ilerleyecektir. Tanrı’ya ve sadece ve yalnızca Ona, sağladığı bu lütuf araçları ve bunların kurtaran meyveleri ve etkileri için sonsuza kadar yücelik olsun.Amin

Hatalı Doktrinlerin Reddi

Ortodoks öğretiyi belirterek, Sinod aşağıda sunulan öğretileri reddetmektedir.

I Orjinal günahın kendisinin bütün insanlığı yıkıma sürüklemek için veya geçiçi veya sonsuz bir cezayı kesinleştirmeye yeterli olduğu söylenemez.

Bunu söyleyenler, Elçi Pavlus’la çelişki içerisindedirler: Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi.
Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi (Rom.5: 12).
Ayrıca : Tanrı’nın bağışı o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek suçtan
sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan
aklanmayı sağladı (Rom.5: 16).
Ve: Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır (Rom.6: 23).

II Ruhsal armağanlar veya iyilik, kutsallık ve doğruluk gibi kutsal özellikler, insan ilk yaratıldığında insanın iradesinde var olamazlardı. Bu yüzden de bu özellikler, düşüşten sonra insan iradesinden ayrılamazlar.

Bu görüşün aksine, Elçi Pavlus Efesliler 4:24’te Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmanın tanımını vermektedir. Bu tanımda ise, tamamen iradede var oldukları kesin olan, doğruluk ve kutsallık kavramlarını kullanmaktadır.

III İradenin kendisi, hiçbir zaman bozulmamış, fakat sadece düşünüşün karanlığı ve duyguların yanlış yönlendirmeleriyle engellenmiştir. Dolayısıyla ruhsal ölüm sırasında insan, iradesindeki ruhsal armağanları kaybetmemiştir. Ayrıca irade kendi doğası gereği özgürce işleme kapasitesine sahip olduğundan dolayı, bu engel kaldırıldığında önüne koyulan iyi şeyi seçebilir veya seçmemeyi isteyebilir.

Özgür seçimi yücelten bu görüş Kutsal Yazı’ya tamamen yabancı bir fikir ve hatalı öğretidir ve ayrıca Peygamber Yeremya’nın ve Elçi Pavlus’un şu sözleriyle çelişki içerisindedir : Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir? (Yer.17: 9) Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın
isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal
olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık (Ef.2: 3).

IV Yeniden doğmamış bir kişi günahlarında tamamen ölü değildir veya herhangi bir ruhsal iyiliği isteyemeyecek bir durumda değildir, tam tersine doğruluk ve yaşam için açlık ve susuzluk çekebilir ve Tanrı’nın hoşnut olduğu kurban olan kırgın ve pişman bir ruha sahip olabilir.

Bu görüşler Kutsal Yazı’nın açık tanıklığına tamamen karşıdırlar : Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü
ölüydünüz ( Ef.2: 1-2) , Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü
ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla
kurtuldunuz (Ef.2: 4-5).
….İnsan yüreğinin düşünceleri her zaman, devamlı kötüydü… (Yar 6:5) ….Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür….. (Yar 8:21)

Ayrıca doğruluğa acıkmak ve susamak ve alçakgnüllü bir ruha sahip olmak sadece yeniden doğmuş kişilere ve Tanrı’nın çağrılmışlarına mahsus özelliklerdir.

Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur, Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı (Mez.51: 17).

Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!Çünkü onlar doyurulacaklar (Mat.5: 6).

V
Doğal haliyle bozulmuş insan, genel lütfu (doğanın ışığı) veya düşüşten sonra kendisinde kalan armağanları öylesine iyi bir şekilde kullanabilir ki, bunun aracılığıyla daha da büyük bir lütfa sahip olabilir – hatta kurtuluşun kendisine de. Bu şekilde Tanrı, herkese lütuf sağladığından dolayı, herkese Mesih’i açıklayabilir ve böylece iman ve tövbe için gerekli olan araçları da sunmuş olur.

Kutsal Yazı, çağlar boyunca bunun yanlış olduğuna tanıklık etmiştir : Sözünü Yakup soyuna, Kurallarını, ilkelerini İsrail’e bildirir.
Başka hiçbir ulus için yapmadı bunu, Onlar O’nun ilkelerini bilmezler. RAB’be övgüler sunun! ( Mez.147: 19-20)

Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi (Elç.14: 16).

Kutsal Ruh’un, Tanrı sözünü Asya İli’nde yaymalarını engellemesi üzerine Pavlus’la arkadaşları Frikya ve Galatya bölgesinden geçtiler. Misya sınırına geldiklerinde Bitinya bölgesine geçmek istediler. Ama İsa’nın Ruhu onlara izin vermedi (Elç.16: 6-7).

VI Bir kişi gerçekten iman ettiğinde yeni özellikler ve davranışlar Tanrı tarafından bu kişinin iradesine aşılanmaz veya konulmaz,ayrıca kurtuluşa geldiğimiz ve aracılığıyla Hristiyanlar adını aldığımız iman, Tanrı tarafından aşılanan bir hediye veya özellik değildir. İman, insanın eyleminin bir sonucudur ve iman edebilme gücü konusu dışında asla bir hediye olarak düşünülemez.

Bu görüş, Tanrı’nın yüreklerimize imanın yeni özelliklerini, itaati ve O’nun sevgisini aşıladığını söyleyen Kutsal Yazı’larla çelişki içerisindedir : “Ama o günlerden sonra İsrail halkıyla Yapacağım antlaşma şudur” diyor RAB, “Yasamı içlerine yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, Onlar da benim halkım olacak (Yer.31: 33).
“‘Susamış toprağı sulayacak, Kurumuş toprakta dereler akıtacağım. Çocuklarının üzerine Ruhum’u dökecek, Soyunu kutsayacağım (Yşa.44: 3).
Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla
Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür (Rom.5: 5).

Bu öğreti ayrıca, Peygamber’in şu duasına katılan Kilise ile çatışma içerisindedir :
“Efrayim’in inlemelerini kuşkusuz duydum: ‘Beni eğitilmemiş dana gibi yola getirdin Ve yola geldim. Beni geri getir, döneyim. Çünkü RAB Tanrım sensin (Yer.31: 18).

VII Tanrı’ya iman etmemizi sağlayan lütuf yumuşak bir ikna ediş veya Tanrı’nın insan doğasına en uygun şekilde insanın içerisinde çalışmasından başka birşey değildir. Tanrı kesinlikle insanın iradesini bunun dışında birşeye rıza göstermeye zorlamamaktadır. Tanrı’nın işinin, Şeytanın işini aşan özelliği, Şeytan sadece geçici vaatler verirken Tanrı’nın vaatlerinin sonsuz olmaları gerçeğinde yatmaktadır.

Bu öğreti tamamiyle Pelagiyusçudur ve Kutsal Yazılar’ın tümüne karşıdır. Kutsal Yazı, bu ikna edişin ötesinde, Kutsal Ruh’un tanrısal bir şekilde insanın içinde daha da etkin bir şekilde çalışarak, iman etmesini sağladığını açıklamaktadır. Hezekiel 36:26-27’de söylendiği gibi : Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruhkoyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi,buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım (Hez.36: 26-27).

VIII Bir insan yeniden doğmadan önce iradesinin Tanrı tarafından güçlü ve şaşmaz bir şekilde, iman etmeye yönlendirildiğini söylemek yanlıştır. Tanrı tamamen lütfunu sunduktan sonra bile insan yine de Tanrı’nın ve Ruh’un bu kişiyi değiştirme isteğine direnebilmektedir. İnsan yeniden doğuşuna tamamen karşı çıkabilmektedir ve yeniden doğup doğmamak insanın kendi gücüne bağlıdır.

Bu görüş, Tanrı’nın lütfunun iman edişimizdeki bütün etkisini ortadan kaldırmakta ve Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın etkinliğini, insanın iradesine boyun eğdirmektedir. Bu yüzden bu görüş, Tanrı’nın Mesih’te sergilediği üstün güç sayesinde inandığımızı (Ef 1:19), iyiliğe yönelik her dileğimizi ve imana dayanan her uğraşımızı gücüyle yerine getirdiğini (2. Sel 1:11) ve yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken herşeyin bize bu tanrısal güç tarafından verildiğini söyleyen elçilerin sözlerine karşı çıkmaktadır.

IX Lütuf ve özgür seçim, imanı yaratan eş zamanlı kısmi nedenler değillerdir. Lütuf, iradenin etkin etkisinden önce gelmemektedir. Bu da şu demektir : Tanrı, insanın iradesi kendisini imana hazırlayıp karar vermeden önce insanın iradesine yardım etmemektedir.

İlk kilise bu doktrini, elçilerin şu sözlerine dayanarak çok önceden Pelagiyusçular’da zaten yargılamıştı:
“Demek ki seçilmişlik, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır (Rom.9: 16)”.
Ayrıca, “Seni başkasından üstün kılan kim? Tanrı’dan almadığın neyin var ki? Madem aldın, niçin almamış gibi övünüyorsun (1.Ko.4: 7)?” Ve, “ Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır (Flp.2: 13).”

Doktrin’in Beşinci Ana Noktası

İmanlıların Sona Kadar Dayanmaları

Madde 1: Yeniden Doğan İmanlılar Günahtan Tam Olarak Özgür Değillerdir

Her ne kadar bu yaşamda benlikten ve günahlı bedenlerinden tamamen kurtulamasalar da, Tanrı’nın amacı uyarınca Oğlu’yla paydaşlığa çağırdığı ve Kutsal Ruh’uyla yenilediği kişiler günahın egemenliğinden ve günaha kölelikten kurtarılırlar.

Madde 2 : İmanlıların Kendilerini Zayıflatan Günahlara Karşı Olan Tutumları

Gün be gün zayıflıklarımız bizleri günaha sürüklemektedir ve bunlar Tanrı’nın halkının en iyi işlerinde bile gözükmektedir. Bu yüzden kendimizi Tanrı’nın önünde devamlı alçaltmalı, O’na sığınmak için çarmıha gerilmiş Mesih’e koşmalı, Ruh’un aracılığıyla benliğin işlerini öldürmeli ve bu ölümlü bedenlerden kurtulup Kuzu’yla birlikte göklerde egemenlik sürene kadar mükemmeliği hedeflemeliyiz.

Madde 3: Tanrı’nın İman Edenleri Koruması

İman eden kişiler günahın kalıntılarının hala içlerinde bulunması ve ayrıca dünyanın ve Şeytan’ın ayartıları yüzünden, kendi güçlerine burakıldıklarında lütuf konumunda dayanamazlar. Fakat sadık olan Tanrı, merhametkar bir şekilde onları bir kez verilen lütfunda güçlendirmekte ve sona kadar dayanmalarını sağlamaktadır.

Madde 4 : Gerçek İmanlıların Ciddi Günahlara Düşmeleri Tehlikesi

Her ne kadar Tanrı’nın gerçek imanlıları lütuf konumunda kuvvetlendiren ve koruyan gücü yeterli olsa da, imanlılar bazı zamanlarda bu yönlendirici lütuftan uzak kalmak, benliğin tutkularıyla yoldan çıkmak ve bunlara teslim olmak isteyebilirler. Bu sebeple, ayartılmaya yenilmemek için devamlı ayık olmalı ve dua etmelidirler. Bunu yapmakta başarısız olduklarında çok ciddi ve iğrenç günahlara, sadece benlikle, dünyayla ve Şeytan aracılığıyla değil, bazı zamanlarda da Tanrı’nın adil bir şekilde buna izin vermesiyle de düşebilirler. Davut ve Petrus’un örnek olarak verilebileceği bu tip üzücü örneklere Kutsal Yazı’larda rastlamaktayız.

Madde 5: Böylesi Ciddi Günahların Etkileri

Böylesine ciddi günahlarla imanlılar Tanrı’yı ciddi bir şekilde gücendirmiş, ölüm cezasını haketmiş, Kutsal Ruh’u incitmiş, imanı boşlamış, vicdanlarını ağır bir şekilde yaralamış ve içten bir tövbeyle dönüp, Tanrı Baba yüzünü tekrar onlara gösterene kadar bir süreliğine O’nun lütfundan uzak kalmıştırlar.

Madde 6: Tanrı’nın Müdahale Etmesi

Ancak merhameti bol olan Tanrı, seçiminin değişmez amacı uyarınca kendisine ait olanlardan – her ne kadar ciddi bir şekilde günaha düşselerde – Kutsal Ruh’unu tamamen almamaktadır. Tanrı, çocuklarının, kendilerini oğulluk lütfundan veya aklanma konumundan mahrum bırakacak veya kendilerini tamamen sonsuzlara kadar mahva sürükleyecek ölüme götüren günahı işlemelerine izin vermez.

Madde 7: Tövbeye Yönelme

İlk olarak Tanrı, çürümeyen bir tohumdan doğan imanlıları, mahvolmamaları için korumaktadır. İkinci olarak, işledikleri günahlar için yürekten ve tanrısal bir üzüntü duymaları, iman ve kırık bir yürek aracılığıyla Aracı’nın kanında bağışlanma bulmaları, barıştıkları Tanrı’nın lütfunu tekrar yaşamaları, iman aracılığıyla merhametli işlerine hayranlık duymaları ve korku ve titremeyle kurtuluşlarını etkin kılmaları için Sözü ve Ruhu aracılığıyla onları kesin ve etkin bir şekilde tövbeye yönlendirir.

Madde 8: Tanrı Tarafından Korunmanın Kesinliği

Böylece imanlılar, kendi erdemleri ve kendi güçleriyle değil, fakat Tanrı’nın hakedilmeyen lütfu sayesinde ne imanlarını kaybederler ne de sona kadar düşüşte devam ederek mahvolurlar. Onlara bırakıldığında imandan düşme, sadece kolayca meydana gelebilecek bir şey değil fakat kesinlikle olacak birşeydir. Fakat Tanrı için bu böyle değildir çünkü O’nun planı değişmez, vaatleri her zaman yerine gelir, amacına göre gerçekleşen çağrısı geri alınamaz, Mesih’in doğruluğu, aracılık ve koruyuculuk görevi hükümsüz kılınamaz ve Kutsal Ruh’un mührü ne kaldırılabilir ne de geçersiz kılınabilir.

Madde 9: Tanrı’nın İmanlıları Sona Kadar Korumasının Güvencesi

Kurtuluşa seçilenlerin korunmaları ve gerçek imanlıların imanda sona kadar dayanmaları konusunda Hristiyanlar, imanları ölçüsünde, her zaman gerçek ve yaşayan kilisenin üyeleri olarak kalacaklarından ve günahlarının bağışına ve sonsuz yaşama sahip olduklarından kesin olarak emin olabilirler.

Madde 10 : Bu Güvencenin Temeli

Buna göre, bu güvence, Tanrı Sözü’nün dışında başka kişisel bir esinden değil fakat bizim teselli bulmamız için Sözü’nde bir çok kez vaat ettiği imandan ve kendisi, bizimle birlikte Tanrı’nın çocukları olduğumuza tanıklık eden Kutsal Ruh’tan (Roma 8:16-17) ve son olarak temiz bir vicdanın kutsallık arayışından kaynaklanmaktadır. Eğer Tanrı’nın seçilmişleri, bu zafere ve sonsuz görkem güvencesine sahip değillerse, dünyada herkesten çok acınacak kimselerdir.

Madde 11 : Bu Güvence Hakkındaki Şüpheler

Kutsal Yazı, imanlıların bu yaşamda benliğin çok çeşitli şüpheleriyle mücadele etmek zorunda olduklarına ve ağır ayartılma altında imanın bu güvencesini ve sona kadar dayanmanın kesinliğini her zaman hissetmeyeceklerine tanıklık etmektedir. Fakat bütün tesellinin Babası olan Tanrı, onların gücünü aşan bir şekilde denenmelerine izin vermemekte, denenmeyle birlikte çıkış yolunu da sağlamakta (1. Kor 10:13) ve Kutsal Ruh aracılığıyla içlerinde, sona kadar dayanacaklarının güvencesini tekrardan oluşturmaktadır.

Madde 12 : Tanrısallığa Teşvik Eden Güvence

Bununla birlikte,bu sona kadar dayanma güvencesi, imanlıları gururlu veya dünyasal bir şekilde kendilerinden emin yapmaktan öte, onlarda gerçek alçakgönüllülüğe, saygıya, içten tanrısallığa, her türlü sorunda dayanmaya, devamlı dua etmeye, çarmıhı taşıma ve gerçeğe tanıklık etme konusunda devamlılığa ve Tanrı’da daima sevinmeye neden olmalıdır. Bu yararlar üzerinde derin düşünmek, bizleri Kutsal Yazılar’da ve Hristiyanlar’ın yaşamında da açıkça görüldüğü gibi ciddi ve devamlı bir şükrana ve iyi işlere teşvik etmelidir.

Madde 13 : Güvence Dikkatsizliğe Mazeret Değildir.

Günaha düştükten sonra, sona kadar dayanacaklarının güvencesini yenileyen imanlılarda bu, ne ahlaksızlık ne de tanrısallık için isteksizlik yaratmaktadır; fakat tam tersine Rab’bin daha önceden bizler için hazırladığı iyi yollarda dikkatli bir şekilde yürümelerini sağlamaktadır. Sona kadar dayanacaklarının güvencesini korumak isteyen imanlılar bu noktalara dikkat etmelidirler, yoksa Tanrı’nın baba şefkatinden kaynaklanan iyiliğini kötüye kullanmakla, Tanrı’nın merhametli yüzünün onlardan çevrilmesine (ki tanrısal kişi için O’nun yüzüne bakmak yaşamdan bile tatlı, bu yüzün geri çekilmesi ise ölümden bile acıdır) ve sonuç olarakta ruhta inanılmaz bir acıya neden olurlar.

Madde 14: Tanrı’nın İmanlıları Korurken Lütuf Araçlarını Kullanması

Tıpkı müjdenin duyurulmasıyla bu lütfun bizlerde çalışması Tanrı’yı nasıl hoşnut ettiyse, müjdenin duyurulması, okunması, teşvikleri, tehditleri, vaatleri ve ayrıca sakramentler aracılığıyla da imanlıları korumak O’nu hoşnut etmiştir.

Madde 15 : Sona Kadar Dayanma Öğretisine Verilen Reaksiyonları Karşılaştırmak

Gerçek imanlıların kurtuluşlarında sona kadar dayanmaları ve bunun güvencesiyle ilgili olan öğreti – Tanrı’nın Sözü’nde zengin bir şekilde, görkemi ve çocuklarının tesellisi için açıklanmış ve imanlıların yüreklerine işlediği öğreti – benliğin anlamadığı, Şeytan’ın nefret ettiği, dünyanın dalga geçtiği, cahillerin ve ikiyüzlülerin kötüye kullandığı ve sapkın öğreti ruhunun devamlı saldırdığı bir öğretidir. Diğer yandan, Mesih’in gelini bu öğretiyi her zaman şefkatli bir şekilde sevmiş, paha biçilemez bir hazine olarak devamlı savunmuştur. Ve kendisine karşı hiçbir planın başarılı olamayacağı, hiçbir gücün galip gelemeyeceği Tanrı, gelininin bu konuda devam edeceğini garanti etmektedir. Bunun için, kendisini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta açıklamış olan Tanrı’ya sonsuzlara kadar onur ve yücelik olsun. Amin

Hatalı Doktrinlerin Reddi
İmanlıların Sona Kadar Dayanmaları Konusunda Ortodoks öğretiyi belirterek, Sinod aşağıda sunulan öğretileri reddetmektedir.

I
Gerçek imanlıların sona kadar dayanmaları, seçilmişliğin veya Mesih’in ölümüyle gelen Tanrı’nın bir armağanı değil fakat insanın mutlak seçilmişliğini ve aklanmasını özgür iradesiyle tamamlanmasını gerektiren yeni bir antlaşmanın koşuludur.

Kutsal Yazılar der ki : Seçilmişliği sona kadar dayanma izler ve bu, imanlılara Mesih’in ölümü, dirilişi ve aracılık işi sayesinde verilir : Rom.11: 7 Sonuç ne? İsrail aradığına kavuşamadı, seçilmiş olanlar ise kavuştular.
Geriye kalanlarınsa yürekleri nasırlaştırıldı.

Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı,
O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı?
Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır.
Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın
sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.
Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü,
açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı? ( Rom.8: 32-35) II
Tanrı bir imanlıya sona kadar dayanması için yeteri kadar güç sağlar ve imanlı görevini yerine getirdiği sürece bu gücü korumaya devam eder. Ancak, tüm bunlara rağmen, imanlının sona kadar dayanıp dayanmaması tamamen insanın iradesinin seçimine bağlıdır.

Bu görüş tamamen Pelagiyusçudur; ve insanları özgür göstermeyi amaçlasa da onları kutsal şeylere karşı saygısız olmaya teşvik etmektedir. Ayrıca övünmek için sunulabilecek bütün nedenleri insanın elinden alıp hepsini tamamen Tanrı’ya ve O’nun lütfuna veren müjdenin genel öğretisine de karşıdır. Elçi’nin şu sözleri bu öğretiye karşı durmaktadır : Rabbimiz İsa Mesih kendi gününde kusursuz olmanız için sizi sonuna dek pekiştirecektir ( 1.Ko.1: 8).

III Gerçekten iman eden ve yeniden doğanlar lütfun yanısıra kurtuluşlarını ve aklayan imanı kaybedebilmekle kalmamakta, aslolarak kaybetmekte ve sonsuza kadar mahvolmaktadırlar.

Bu görüş, aklanmayı, yeniden doğma lütfunu ve Mesih’in aracılık işini tamamen hükümsüz kılmakta veElçi Pavlus’un sözleriyle çelişmektedir : Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih
bizim için öldü.
Böylece şimdi O’nun kanıyla aklandığımıza göre, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir (Rom.5: 8-9). Ve, Tanrı’dan doğmuş olan, günah işlemez. Çünkü Tanrı’nın tohumu onda yaşar. Tanrı’dan doğmuş olduğu için günah işleyemez (1.Yu.3: 9).
Ayrıca İsa Mesih’in şu sözleri de bu görüşe karşı çıkmaktadır : Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.
Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez (Yu.10: 28-29).

IV Gerçekten iman edenler ve yeniden doğanlar ölüme götüren günahı (Kutsal Ruh’a küfür) işleyebilirler.

Bu günahtan bahseden aynı elçi Yuhanna bir sonraki ayetlerde hemen eklemektedir : Tanrı’dan doğmuş olanın günah işlemediğini biliriz. Tanrı’dan doğmuş olan İsa Mesih onu korur ve kötü olan ona dokunamaz (1.Yu.5: 18).

V Hiçkimse özel bir esin dışında, bu hayatta sona kadar dayanabileceği konusunda hiçbir güvenceye sahip olamaz.

Bu öğretiyle birlikte bu hayatta imanlıların ellerindeki gerçek teselli alınmış, bunun yerine kiliseye Roma Katolikleri’nin şüpheleri sokulmuştur. Bununla birlikte Kutsal Yazı, sona kadar dayanma güvencesini özel ve veya sıradışı esinlere değil, Tanrı’nın çocuklarına mahsus özelliklere ve Tanrı’nın tamamen güvenilir olan vaatlerine bağlamaktadır. Özelilkle Elçi Pavlus ve Yuhanna şunları yazmışlardır : Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir
şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir ( Rom.8: 38-39).

Tanrı’nın buyruklarını yerine getiren Tanrı’da yaşar, Tanrı da o kişide yaşar. İçimizde yaşadığını bize verdiği Ruh sayesinde biliriz (1.Yu.3: 24).

VI İmanlıların sona kadar dayanacakları öğretisi, doğası ve karakteri gereği benliğin uydurduğu bir şeydir ve tanrısallığa, ahlaka, duaya ve diğer kutsal uygulamalara zararlıdır. Fakat tam tersine bundan şüphe duymak ise övgüye değerdir.

Bu öğretiyi öğretenler Tanrı’nın lütfunun etkin işleyişini ve Kutsal Ruh’un içimizde yer edişinin ne anlama geldiğini bilmediklerini açıkça göstermektedirler ve Elçi Yuhanna’nın şu sözleri onlara karşı tanıklık etmektedir: Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrı’nın çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.
Mesih’te bu umuda sahip olan, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar(1.Yuh 3:2-3).
Ayrıca bu kişilerin öğretileri, hem Eski hem de Yeni Antlaşma’da örneklerini gördüğümüz, kurtuluşlarının güvencesinden emin olmalarına rağmen devamlı dua eden ve tanrısallıktan hiç ayrılmayan kişilerin yaşamları tarafından da çürütülmektedir.

VI Sadece bir süreliğine iman edenlerin imanları, süresinin kısalığı dışında, aklayan ve kurtaran imana sahip olanlarınkinden farklılık göstermemektedir.

Mesih’in kendisi Matta 13:20 ve Luka 8:13’te geçici olarak inanan ile gerçek imanlı arasındaki farkı tanımlamaktadır. Geçici olarak inanan kişide tohumlar kayalık alana düşümüş ve kök salamamış ve meyve verememişken, gerçek imanlıda ise iyi toprağa düşmüş, köklenmiş ve çeşit çeşit meyve vermiştir.

VIII Kurtuluşunu kaybeden birisinin tekrar yeninden doğarak kurtuluşuna geri kavuşabileceğini söylemek yanlış değildir

Bu öğretiyle, ölümsüz ve çürümez bir tohum aracılığıyla yeniden doğduğumuzu söyleyen Elçi Petrus’un sözlerini yalanlamaktadırlar : Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz (1.Pe.1: 23 ).

IX Mesih hiçbir zaman imanlıların imanlarında şaşmaz bir şekilde sona kadar dayanmaları için dua etmedi.

Fakat Mesih’in kendisi ve Mesih’in sözlerini yazan Yuhanna bu öğretiye karşı çıkmaktadırlar : Ama ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir. (Luk.22: 32)”

17. Bölümde Yuhanna, Mesih’in sadece elçiler için değil onların sözleriyle iman edecek olan diğerleri için de dua ettiğini söyler : “Kutsal Baba, onları kendi adınla koru” (ayet 11) ve, Onları dünyadan uzaklaştırmanı değil, kötü olandan korumanı istiyorum (ayet 15)”

Sonuç Yanlış Suçlamaların Reddi

İşte bu kanon, bir süredir Hollanda Kiliselerini rahatsız eden hatalı öğretilerin reddi ve tartışılan ortodoks öğretinin basit, anlaşılır ve direkt açıklanışıdır. Sinod, bu açıklama ve red kararlarını tamamen Tanrı Sözü’nden almış ve Reform kiliselerinin inanç açıklamarıyla uyum içerisinde hazırlamıştır. Bu nedenle, aşağıda bu öğreti hakkında öne sürülen yanlış suçlamaları da reddediyoruz.

Reform kiliselerinin önceden belirleme ve bununla ilgili olan noktalar konusundaki öğretileri, insanların zihinlerini dinden ve tanrısallıktan uzaklaştırmaktadır. Bu öğretiler benliğin ve Şeytan’ın ürünüdür ve Şeytan, herkesi beklediği kalesinde bu öğretiyi kullanarak birçoklarını ümitsizlik ve kendine güven oklarıyla ölesiye yaralamaktadır.

Bu öğreti, Tanrı’yı günahın yazarı, adaletsiz, zorba, ikiyüzlü yapmaktadır ve Stoizm, Manizm, Libertinizm ve Muhammedçilikten hiçbir farkı yoktur.

Bu öğreti, her nasıl yaşarlarsa yaşasınlar hiçbirşeyin seçilmişlerin kurtuluşlarını tehlikeye atamayacağını söyleyerek insanların boş bir umuda sahip olmalarını sağlamakta ve böylece bu kişiler bu kendine güvenle en hain günahları işlemektedirler. Diğer yandan, mahvoluşa seçilen herhangi bir kişi, bir imanlının yaptığı herşeyi yapsa bile yine de yararsız olacaktır.

Bu öğretiye göre Tanrı dünyanın büyük bir kısmını, hiçbir günahı göz önünde bulundurmadan yalın iradesine göre yaratmış ve sonsuza kadar mahvolmaları için önceden belirlemiştir. Aynı şekilde, kurtuluşa seçilmişlik iyi işlerin ve imanın kaynağı olduğu gibi, mahvolmaya seçilmişlik te imansızlığın ve tanrısızlığın kaynağı olmaktadır. Bir çok imanlının bebeği annelerinin göğüslerinden acımasızca alınıp cehenneme atılmakta böylece ne Mesih’in kanının ne vaftizlerinin, ne de kilisenin dualarının onlar için hiçbir faydası dokunmamaktadır.

Bu yüzden Rab’bin adıyla Dordt Sinodu, Kurtarıcımız İsa Mesih’in adını içtenlikle anan herkese Reform kiliselerinin imanı konusundaki yargılarını oradan buradan elde ettikleri sahte suçlamalarla, kişisel fikirlerle veya eski çağ ve bugünün yazarlarının fikirleriyle – bu fikirler ya konu dışı aktarılmakta ya da asıl anlamlarının çok dışında belirtilmektedirler – değil kilisenin kendisinin inanç açıklamalarına ve birçok farklı üyenin bir araya gelmeleriyle oluşturulmuş Dordt Sinodu’nun ortodoks öğreti konusunda yaptığı açıklamalara göre oluşturmalarını diliyoruz.

Ek olarak Sinod, yukarıdaki suçlamaları yapanların kendilerini de, birçok kiliseye ve iman açıklamasına karşı yanlış tanıklık verenleri, zayıf insanların vicdanlarını rahatsız edenleri ve gerçek imanlıların birliğine karşı birçok çok kişinin kafasında ön yargı yaratanları Tanrı’nın çok büyük yargısının beklediğini göz önünde bulundurmaları gerektiğini söyleyerek uyarmaktadır.

Son olarak bu Sinod, Mesih’in müjdesinin her hizmetlisini bu öğretiyle, akademik kurumlarda ve kiliselerde tanrısal ve saygın bir şekilde ilgilenmeleri ve böyle yapabilmek için de konuşmalarında ve yazılarında, Tanrı’nın adının görkemini, yaşamın kutsallığını ve endişeli ruhların tesellisini de göz önünde bulundurarak düşünmeye ve Kutsal Yazı’yı sadece Kutsal Yazı’yla açıklamaya ve bizim için en içten sınır olarak kabul ettiğimiz Kutsal Yazılar’ın dışına çıkan herhangi bir konuşmadan kaçınmaya davet ediyor. Çünkü bu konuşmalar, terbiyesiz sofistlerin Reform kiliselerine karşı hakaretlerinde ve hatta sahte suçlamalar ileri sürerlerken yaptıkları şeylerde açıkça görülmektedir.

Tanrı’nın sağında oturan, insanlara armağanlar veren, gerçekle bizi kutsayan Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih, hatalı öğretilere tutunanları gerçeğe yönlendirsin, doğru doktrine karşı sahte suçlamalarda bulunanların ağızlarını kapasın ve Sözü’nün sadık hizmetkarlarını bilgelik ve sağduyu ruhuyla donatsın ; öyle ki söyledikleri herşey Tanrı’nın yüceliği ve kendilerini dinleyenlerin inşa edilmeleri için kullanı

Your comments are welcome

Use Textile help to style your comments

Suggested products